Al-Andalus Nassam Alaina Lhawa

30 Nisan 2010 Cuma

bir demet söz II



*Allah'ım kaderimi sen yazdın;sen bilirsin..kalbim oyuncak mı ne,ne kolay kırılıyor?..''deplasmandır bu dünya'' diyor albino şeyhim..plasebo yutturuyor bana depresif doktor..Allah'ım kaderimden şikayetçi değilim;aksine bahtiyarım,evrende bana da rol verdiğin için şahsen...Allah'ım bizler senin falsolu kullarınız ne olur bizden razı ol...Murat Menteş...

*Ben aslında kelime oyunu tabirinden hoşlanmıyorum.kelimeler nimettir,nimetle oyun olmaz... :) murat menteş...

*Sigarayı bıraksam diyorum;tamamen sana başlasam..sen daha çabuk bitirirsin işimi...böyle çok yavaş ölüyorum........küçük iskender..

*elbette bu halimden o yarin haberi var...fi'l kalbi mine'l-kalbi ile'l-kalbi sebila...

*unut O'nu evlat! diye reçeteme yazdı doktor...sabah öğle akşam aşk karınla...n.t...

*hadi birlikte inşirah okuyalım..Allah kalbimizi genişletir..merak etme hiçbir tahayyül,mukadder olanı değiştirmeye yetmez..kalbini ferah tut,dua edelim....tarık tufan..

*kendine gel diyorsun? s/ana gelsem olmaz mı?........ibrahim tenekeci..

*aşk,insanın şahsiyetini pekiştirir.çünkü,hayatın manası aşk bohçasında gelen bir hediyedir.mevcudiyetinin hakkını vermek,hiç değilse mazeretini bulmak isteyen insan yalnızca aşka müracat edebilir.........murat menteş...

*sonradan anladım ki,zoruma giden şeyler sayesinde insanım.....ibrahim tenekeci..

*hiç kimse yok kimsesiz,herkesin var bir kimsesi...ben bugün kimsesiz kaldım,ey kimsesizler kimsesi!...fatih sultan mehmed han...

*kim olduğun değil,kiminle olduğun önemlidir...fatih sultan mehmed han...

yukarıdaki satırlar çok beğendiğim ve severek kitaplarını okuduğum şahsiyetlere ait...MEB'in kitaplarında da özellikle ''ibrahim tenekeci'' ye yer verilmesinin çok isabetli olacağını düşünüyorum,tabi şahsi düşüncemdir... ;)

bir iki cümle de atam fatih sultan mehmed'den paylaştım...ruhu şad olsun...O'na söz yok!... :)

muhabbetlerimle...

29 Nisan 2010 Perşembe

ağır ağır çıkacaksın bu merdivenlerden...


*bu fotoğrafı benimle paylaştığı için .... arkadaşıma teşekkür ediyorum..zira manası itibariyle bu fotoğrafın yeri bir başkadır biz de...arkadaşımın da ifadesiyle;
''...ağır ağır çıkacaksın bu merdivenlerden!..''
padişah-ı alem olmak bir kuru kavga imiş / bir veliye ben de olmak cümleden ala imiş......vesselam.
herkesle gülünür, fakat çilelim!...herkesle ağlanmaz;unutma bunu...
muhabbetlerimle...

bir demet söz...



severek okuduğum,okurken ayrıca tat aldığım İbrahim Tenekeci'den güzel satırlar,cümleler...

*güzeldim de galiba bunu nasıl söylesem;eline sağlık Tanrım leyla çok güzel olmuş...Tanrım eline sağlık dünya da çok güzel olmuş...keşke biraz ölmesem...

*elimdeki gülü kaldırıp mezarlıkta;sağlığınıza dedim,hepinizin sağlığına...

*bir hayat;mahcup ve duru...Tanrım! gülleri ve sessiz harfleri koru...

*kendimi de koysam ayağımın altına...yetişemiyorum ey aşk! omzunun hizasına...

*ağzın tat görmesin hayat! yine kandırdın beni...

*kusura bakma teselli hazretleri;sana layık mürit olamadım besbelli...

*kurban olduğum iki ters bir düz örerken insanları...birkaç ilmek daha atsaydın bu fakiresevaba girerdin ve olmazdı kimseye hıncım...ama şimdi üç beş santim için zıplayıp duruyor elim ayağım...

*deli sizsiniz;böyle bir çağda akıllı kaldığınız için...

*huzur denilen o mübarek kumaşın,ihtiyacım var her santimine...

*ben uzaktan severim;seni de öyle sevdim...bir tutam gökkuşağı karıştı sevdamıza...kuş kanadı bir tutam bıraktık korkularımızı;uçtuk gittik...

*kılpayı kaçırılmış bir şeyin bıraktığı ardında neyse oyum ben...

.....okumak güzel şey...hissetmek daha güzel şey...muhabbetlerimle...

0 ile O


Üzülerek belirtmeliyim ki, dış görünüşe göre hareket edenlerin önemli bir kısmı, başlığı yanlış okumuş bulunuyor. Burada iki rakam veya iki harf yok. Ne 0 ile 0, ne de O ile O... Doğrusu; 0 ile O.
Bu örneği, ilgi çekmek için verdiğimi sananlar da yanılıyor. İlgi çekmek, aynı zamanda şimşekleri üzerine çekmek olduğundan, böyle bir şeye hiç niyetim yok. Olsaydı eğer, en azından haftada birkaç gün televizyona falan çıkardım. Fakat çıkmıyorum. Hatta televizyona çıkmak yerine, çatıya çıkıp anteni düzeltmeyi tercih ediyorum.
Kuşkusuz, bu satırları biraz daha açmam gerekiyor. Fakat içimden bir ses de şunu söylüyor: "Ben daha öteye geçemem, yanarım.
"Melek miyim? Elbette hayır.
Şimdi burada, bu yazıyı yazarken, üslubumuza da dikkat etmemiz gerekiyor. Çünkü o kadar çok alıngan insanla karşı karşıyayız ki, bu durumdan alınmamak mümkün değil... Sanki herkes kendini yanlış anlamaya veya anlatmaya göre programlamış.
Sözgelimi, aklıselim insanların söylediği her şey, hızlı bir şekilde bulandırılmaya çalışılıyor.Mesela siz, Türkler ile Kürtlerin veya Kürtler ile Türklerin etle tırnak gibi olduğunu, dolayısıyla ayrılmalarının mümkün olmadığını söylüyorsunuz.
Hemen biri çıkıyor ve "kim et, kim tırnak" sorusunu ortaya atıyor. Bir başkası da Türklerin et, Kürtlerin ise tırnak olduğundan dem vuruyor. Demesine göre, tırnak uzadıkça kesiliyormuş!
Bizde "büyük sözü" diye bir şey vardır veya vardı. İşte o büyükler, "Her ağacın bir gölgesi olur" sözünü söylemişler. Yanına da, "Güzel olana gölgesi bile düşmandır" notunu düşmüşler.
"Millet ağacımızın gölgesi Anadolu'dur" dediğimiz vakit, herhalde yanlış bir şey söylemiş olmayız. "Bu güzel vatan" derken de, hemen ikinci atasözü aklımıza geliyor!
Fakat sözün yanına itibar kelimesini de koymamız icap eder. Mesela "Sizinle olan birlikteliğim pazara kadar değil, mezara kadar" diyenlerin sözüne hemen inanmıyor, en azından pazarın geçmesini ve pazartesinin olmasını bekliyorum.
Üslubuna bakarak, bir insanın niyetini ortaya çıkarabiliriz. (Üslup derken, sadece yazıyı değil; konuşmayı, hatta yaşantıyı da kastediyorum. Çünkü yaşamak, bir üslup meselesidir. :)
Uzaklara gitmeyip kendimden örnek vereyim. Şimdi peş peşe iki cümle kuruyorum:
"Beş çocuğum var; dört kız, bir erkek."
"Beş çocuğum var; bir erkek, dört kız." Her iki cümlede de sekiz kelime var. Üstelik bu kelimeler, birbirinin aynısı. Sadece söz diziminde küçük bir değişiklik olmuş. Ama bu basit değişiklik, niyet başta olmak üzere çok şeyi değiştirmiş.
Demek istediğim aslında şu: Aynı çatı altında olsak da, aynı kelimelerle aynı fikriyatı dillendirsek de, maalesef bazılarıyla aramda çok ciddi bir niyet farkı var.
Nasıl anlatsam, bilmiyorum.Aklıma hurma ağacından başka örnek gelmiyor.Hurma, hem besin değeri yüksek bir meyvedir, hem de Müslümanlar için çok özeldir. Bizler, yediğimiz hurmanın çekirdeğini bile çöpe atmayız.Bir de hurma ağacından testisini dolduranlar var.İlkbaharda hurma ağacının en tepe kısmı kesilerek, buraya bir oluk yapılıyor ve oluğun ucuna bir testi asılıyor. Ağacın suyu akarak testiye doluyor. Ve bir gecede ağaçtan gelen su, ortalama on litreyi buluyor. Bu su, iki saat içinde ekşiyerek kuvvetli bir içkiye dönüşüyor. Tepeleri bu şekilde kesilen hurma ağaçları çoğunlukla kuruyorlar. Kurumayanlar ise, en az beş sene ürün vermiyor.Evet, bu iyi bir örnek oldu.Ortada bir hurma ağacı var. Bazıları bu ağaca hürmet ediyor, bazıları da ağacın sırtından "testi"sini dolduruyor.Osmanlı hükümeti, tepeleri kesildiği için kuruyan hurma ağaçları için, ağaç başına altı mecidiye vergi koymuş.
Peki, bizler ne yapıyor, nasıl bir önlem alıyoruz?
"İnsaf, dinin yarısıdır" dersek, yeterli olur mu?
İbrahim Tenekece / Milli Gazete / 22.02.2010
muhabbetlerimle...