Al-Andalus Nassam Alaina Lhawa

24 Eylül 2009 Perşembe

Kitap alın;Hediye edin...Ekonomiye can verin!...


Kitap okumak sizce nasıl bir duygu? Ne derece kitap okuyoruz? Kitap okumayı seviyor muyuz? Kitaplarla aramız nasıl? Bütün bu soruların cevabı bizim aslında hayata nasıl bir pencereden baktığımızı da gösteriyor.Çünkü kitaplar...evet kitaplar o kadar farklı bir halet-i ruhiyeye sokuyor ki insanı,semada uçan bir kuşun kanat çırpması,bir çiçek bahçesindeki güllerin insanı kendine aşık edercesine güzelliği,zerafeti ve tabi ki ahengi...bir çocuğun yüzündeki tebessümün masumiyeti ve daha nice durumlar...İnsan çok farklı bakıyor hayata...Kendisini yaratan bu Yüce Yaradan'a hayran oluyor,muhabbeti ihsan derecesine çıkıyor...Dedim ya;Kitaplar...Ah o kitaplar yok mu? Çok başkalaştırıyor insanı...
Kim bilir belki de Yüce Dinimizin ilk emrinin ''OKU!'' olmasının bir hikmeti de bu olabilir mi?..Geçtiğimiz günlerde yaşadığım şehirde kitap satış noktalarını dolaştım.Karıştırdım raflardaki kitapları...Yerli yabancı birçok yazarın kitabını aldım...Her kitabı aldıkça adeta bir çocuk gibi mesut oluyordum;sanki dünyalar benim oluyordu kitapları elime aldıkça,okudukça...
Sevgili GencGaste okurları!
Kitaplar hayatımızın olmazsa olmaz bir parçası olsun inşallah...Okuyalım,öğrenelim,öğretelim,dinleyelim ya da ilmi seven olalım da,bütün bunların dışında kalmamaya çalışalım...Nasıl ki Yahya Kemal'in nazarında İstanbul çok farklı bir duruma sahipse,kitaptan mahrum kalan bir insan nazarında İstanbul'da hiçbir şeydir...Kainat dahi,insanlar dahi hiçbir şeydir...
Beni kitapların içinde bıraksınlar!
Kitap alın;hediye edin...Ekonomiye can verin! :)
Muhabbetlerimle...
Hüseyin Sürgen

18 Eylül 2009 Cuma

Ramazan Bayramı Mesajı


Mübarek Ramazan Bayramınızı tebrik eder;sağlık ve afiyetler dilerim..Ömrümüz Ramazan ahiretimiz bayram olsun inşallah..Daha nice Bayramlara...
Muhabbetle...

16 Eylül 2009 Çarşamba

Bir Damla Şiir


SÜRGÜN ÜLKEDEN BAŞKENTLER BAŞKENTİNE
Senin kalbinden sürgün oldum ilkin
Bütün sürgünlüklerim bir bakıma bu sürgünün bir süreği
Bütün törenlerin şölenlerin ayinlerin yortuların dışında
Sana geldim ayaklarına kapanmaya geldim
Af dilemeye geldim affa layık olmasam da
Uzatma dünya sürgünümü benim
Güneşi bahardan koparıp
Aşkın bu en onulmazından koparıp
Bir toz bulutu gibi
Savuran yüreğime
Ah uzatma dünya sürgünümü benim
Nice yorulduğum ayakkabılarımdan değil
Ayaklarımdan belli
Lambalar eğri
Aynalar akrep meleği
Zaman çarpılmış atın son hayali
Ev miras değil mirasın hayaleti
Ey gönlümün doğurduğu
Büyüttüğü emzirdiği
Kuş tüyünden
Ve kuş sütünden
Geceler ve gündüzlerde
İnsanlığa anıt gibi yükselttiği
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim
Bütün şiirlerde söylediğim sensin
Şuna dedimse sen Leyla dedimse sensin
Seni saklamak için görüntülerinden faydalandım Salome'nin Belkıs'ın
Boşunaydı saklamaya çalışmam öylesine aşikarsın bellisin
Kuşlar uçar senin gönlünü taklit için
Ellerinden devşirir bahar çiçeklerini
Deniz gözlerinden alır sonsuzluğun haberini
Ey gönüllerin en yumuşağı en derini
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim
Yıllar geçti sapan olumsuz iz bıraktı toprakta
Yıldızlara uzanıp hep seni sordum gece yarılarında
Çatı katlarında bodrum katlarında
Gölgendi gecemi aydınlatan eşsiz lamba
Hep Kanlıca'da Emirgan'da
Kandilli'nin kurşuni şafaklarında
Seninle söyleşip durdum bir ömrün baharında yazında
Şimdi onun birdenbire gelen sonbaharında
Sana geldim ayaklarına kapanmaya geldim
Af dilemeye geldim affa layık olmasam da
Ey çağdaş Kudüs (Meryem)
Ey sırrını gönlünde taşıyan Mısır (Züleyha)
Ey ipeklere yumuşaklık bağışlayan merhametin kalbi
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim
Dağların yıkılışını gördüm bir Venüs bardağında
Köle gibi satıldım pazarlar pazarında
Güneşin sarardığını gördüm Konstantin duvarında
Senin hayallerinle yandım düşlerin civarında
Gölgendi yansıyıp duran bengisu pınarında
Ölüm düşüncesinin beni sardığı şu anda
Verilmemiş hesapların korkusuyla
Sana geldim ayaklarına kapanmaya geldim
Af dilemeye geldim affa layık olmasam da
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim
Ülkendeki kuşlardan ne haber vardır
Mezarlardan bile yükselen bir bahar vardır
Aşk celladından ne çıkar madem ki yar vardır
Yoktan da vardan da ötede bir Var vardır
Hep suç bende değil beni yakıp yıkan bir nazar vardır
O şarkıya özenip söylenecek mısralar vardır
Sakın kader deme kaderin üstünde bir kader vardır
Ne yapsalar boş göklerden gelen bir karar vardır
Gün batsa ne olur geceyi onaran bir mimar vardır
Yanmışsam külümden yapılan bir hisar vardır
Yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardır
Sırların sırrına ermek için sende anahtar vardır
Göğsünde sürgününü geri çağıran bir damar vardır
Senden ümit kesmem kalbinde merhamet adlı bir çınar vardır
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili
SEZAİ KARAKOÇ
Tüm şiir seven okuyucularımıza...
Muhabbetlerimle...

14 Eylül 2009 Pazartesi

Kadir Gecesi Mesajı


Kuran-ı Kerim'de Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor;
Biz onu (Kuran-ı) Kadir gecesinde indirdik.Kadir gecesinin ne olduğunu sen bilir misin?Kadir gecesi,bin aydan hayırlıdır.O gecede,Rablerinin izniyle melekler ve Ruh (Cebrail) ,her iş için iner dururlar.O gece,esenlik doludur.Ta fecrin doğuşuna kadar.(Kadir Suresi)
Resul-i Ekrem (sav) Efendimiz şöyle buyuruyor;
Kim Kadir gecesine inanarak,ihlas ile o geceyi ibadetle geçirirse,geçmiş günahları bağışlanır.Kadir gecesi yatsı namazında cemaatte hazır bulunan,ondan nasibini almıştır..
Hz.Aişe (r.anha) annemiz;Ya Rasulallah! Kadir gecesini bilirsem onda ne şekilde dua edeyim? dedim..Rasulullah (sav) Efendimiz;
Allah'ım sen affedicisin!Affı seversin,beni de affeyle!...buyurdu.
Tüm İslam aleminin ve tüm genc gaste okuyucularının,hepinizin mübarek Kadir Gecesini tebrik eder,hayırlar getirmesini Yüce Rabbimden niyaz ederim...
Muhabbetle...

10 Eylül 2009 Perşembe

Kültür Başkenti mi Çile Başkenti mi?





Hepimizin malumu üzere geçtiğimiz günlerde Marmara Bölgesinde İstanbul Silivre - Çatalca civarı ile Tekirdağ'ın Saray ilçesi civarında yoğun yağış sebebiyle hiç beklenmedik bir sel felaketi meydana geldi.Ne yazık ki yine tedbirsizlikler,ihmaller yüzünden 32 vatandaşımız hayatını kaybetti..Birçok vatandaşımızda maddi kayıp içersinde..Selin getirdiği maliyetin şu an itibariyle 90 milyon dolar olduğu söyleniyor..Kanaatimce bu rakam artar ama dilerim inşallah ölü sayısı artmaz..İlahi kudretin karşısında hiçbir gücün durması mümkün değil;ancak müslümanlar olarak bizler niçin zamanında tedbir alma noktasında gevşek davranıyor ve bu noktada sınıfta kalıyoruz..İlk olarak yağmurun yağdığı akşam 8 vatandaşımız hayatını kaybederken,yetkililerden biri (!) vatandaşlarımızın bir kısmını Tır garajına yönlendirmiş.Sonra ne mi olmuş? Ölü sayısında artma!

Yukarıya koyduğum iki resimde İstanbul'da aynı bölgede meydana gelmiş sel manzaralarını görüyorsunuz..Biri 16 yıl önce çekilmiş,diğeri ise daha dün!...Dile kolay aradan 16 yıl geçmesine rağmen o bölgede bir türlü tedbir alınamaması,kaçak ve çarpık yapılaşmaya müsade edilmesi ya da görmezden gelinmesi de işe ayrı bir boyut katıyor..Doğrusu şaşılacak şey bunlar ama bizim memlekette artık alışmamız gereken durumlar bu fotoğraflar! Malesef...

Mimar Sinan tam 433 yıl önce bu durumu düşünmüş..Heyhat! Bizler bırakın düşünmeyi tedbir almada beceriksizleşmişiz..Adeta komedi gibi;o da şu:Yağma meydana gelmiş..Yağmacıların ifadeleri alınıp serbest bırakılmış (!) ..Güler misin ağlar mısın?

Sözü çok fazla uzatmadan burda mikrofonu :) Haber7 yazarlarından Fatih Bayhan Bey'e bırakıyor ve bugünkü yazısını okumanızı tavsiye ediyorum;

Yıl; 2007 Eylül…

“İstanbul Barajlarında 40 günlük su kaldı. Yerel yetkililer halkı su kullanımıyla ilgili uyardı. Gereksiz su kullanımından kaçınılması istendi…”
Su kıymetlendi…
Su dualarına çıkıldı. Bir damla suyun ne kadar hayati bir kıymet taşıdığı anlatıldı…
Araba yıkarken, ev temizlerken, çamaşır yıkarken….
Suya dikkat…
Bulaşık makinesi bile imal edildi, “Az su kullanıyor” diye…
Tarıma tavsiyeler çoğaldı; “Damlama sulama kullanın” diye…
Fiskiyeler kısıldı, çeşmelerden tazyik düşürüldü…
Su, hayattı” nitekim…

Yıl: 2008 Eylül…

“İstanbul Barajlarında yıl sonuna kadar su sorunu görünmüyor” diye açıklamalar yapıldı…
“Halkın su kullanımı konusundaki titizliğine devam etmesi istenildi” ama bu kez daha vurgun bir dil yoktu…
“Su sorunu yok nasılsa” diye hava esiyordu…
“Yırttık nasılsa” diye hava esiyordu bu sefer…
Hortumlanıyordu su, arabalar ulu orta bol su ile yıkanmaya, çarşı Pazar su ile temizlenmeye devam edildi…
Tarımda “damlama sulama” yine gündemden düştü…
Fiskiyeler açıldı, çeşmeler bol bol akmaya başladı…
“Su sorunu bitmişti nitekim”…

Yıl; 2009 Eylül…

İstanbul bu seferde 3 aylık suyun bir günde yağması dolayısıyla seller altında…
Evleri, iş yerlerini sular basmış durumda…
Arabalar kayık olmuş, suda yüzüyor…
Tarla, takım susuzluk değil, sel altında, hasad suya karışmış durumda….
Koyun, İnek, tavuk, keçi suda yüzüyor…
Bir yıl önce kesilen sulara inat her yerden sular fışkırıyor…
Bu yazıya kadar yetkililer 31 ölüden bahsediyordu…
Fazla su sel, selde ölüm getiriyor…
Su kıtlığı kuraklık, kuraklık ölüm getiriyor…
Yani İstanbul “ifrat-tefrit” arasında duruyor…
Yukarı baksan yağmur, aşağı insen kuraklık…
“Sana dün bir tepeden baktım Aziz İstanbul” şiirini okumak fayda etmiyor. Ne İstanbul’a bakılacak tepe kaldı, ne de şimdi o tepeden bakılacak bir yer…

İstanbul, su ile imtihan ediliyor…
Azı karar, çoğu zarar…
Ama yine de “Görelim mevlam neyler, neylerse de güzel eyler…”
Ne verirse “kararında“ versin…
Kulların yüzü ancak böyle güler…
Çoğu geldi mi azar, azı kaldı mı korkar…

8 Eylül 2009 Salı

Sen Renklersin...Peki Renkler Sen Kiminsin?

Renkler ruhun nağmeleridir.Her renk başka bir canlılık katar hayata...Yaşamın karesinde ki duyguyu, sırrı açığa çıkaracak kadar da cesurdur onlar.Bir yandan da keşfedilmeyi bekleyen gizli bir sığınaktır.Renkler ki güzelliğini, meftuniyetini sahibinin tenine değdiğinde su yüzüne çıkarır.Onların her birine dokunduğunda başka başka hayatın kapısını aralar sana...Adeta bir başka seni ortaya çıkarır...Hikayesi de sıcaklığı da başkadır onların...

Yeni bir hayatın şulesini uyandıracak bir heyecan, neşve ve gülüştür renkler...Onların safveti de ruhla müteessir olduğunda anlam kazanır.

Renklerle konuşmak? Peki buna ne dersiniz? Çok da mecnunane algılanır ama...Onlarla konuşmak kendine yaptığın bir yolculuktur.Her yolculukta farklı bir derinlik kazanırsın, yaşam çizgilerinde...

Belki de öyle bir renk olmalısın ki, hem her rengi içinde barındıracak kadar cesur...hem de renklerinin safvetini yaşatacak kadar masum...Hayatına her dokunulduğunda farklı bir heyecan, bir fışırtı duyulmalı...Sen de öyle bir doku olmalı ki, adeta insanı gaşyeden, mest eden bir kalp atışı hissedilmeli...Öyle temiz olmalısın ki sana her dokunulduğunda masumiyetini koruyacak kadar münevver...

Peki şimdi...evet şu an, hayatta hala bir kalp atışımız varsa, onun rengini keşfetme zamanı değilmi sizce? Zulmetlerle , müphemlerle uğraşmak yerine...Evet işte tam şimdi başlıyor HAYAT...Dokunulduğu an ruha işte o zaman sana açıyor kapılarını...İçinden renkler dökülüyor... Ya boş kağıtlara...Ya da gözyaşlarına...

Bir teesür ki içimde adeta boşalıyor sinelere...Evet hayatı seviyorum kardeşim...Neden yüreğim bu kadar suskun o zaman? onu da konuşturma zamanı gelmedi mi? Dilerim ki Yüreğimiz de renk cümbüşü olsun... Öyle renklere bürünsün ki doğanın renklerinden nasibimiz olsun...Evet sen de sev kardeşim...Ne kadar seviyorsan sevmeyi... İşte tam orada başlıyor hayat...Sosyolog Comte'nin dediği gibi ''Çalışmaktan ve Hatta Düşünmekten Bıkılır, SEVMEKTEN HİÇ BİR ZAMAN...

Renklenince bir başka oluyor insan...İnşirah doluyor sinelere ve tadına doyulmuyor...İster mavi ol, ister yeşil ister kahverengi...Ne değiştirebilir ki renginde ki safveti, çılgınlığı...Renge hayat veren sen olduğun müddetçe...Sen hayatsan renginde senle hayat...yeterki sevelim bir mucize gibi doğada bize sunulan renkleri...Ve yeter ki sen renkte ki manayı keşfet, kendinle bir renk daha kat ona, kendini keşfet...Hayat denen şu mecrada kendini tanımadan gitmenin kendine ne büyük haksızlık olduğunu farket.Unutma ki üzüntü damlarının içinde bile bir renk vardır.O renk ise şimdi, şuan keşfedilmeyi bekliyor...

Evet kabul et artık...Sen renklersin... Peki renkler söyle bana şimdi sen nerdesin?...kiminlesin?

*Bu yazı Esra Hatipoğlu Hanımefendiye aittir...

Muhabbetle...

7 Eylül 2009 Pazartesi

Kolaylaştıralım! Ama...


Rasulallah (sav) Efendimiz bir hadis-i şeriflerinde buyuruyor ;Kolaylaştırınız,zorlaştırmayınız..Sahabe-i Kiram (r.anhüm) Efendilerimizde Rasulallah (sav) Efendimiz'i anlatırlarken;iki durumdan biriyle karşılaştığında daima kolay olanı tercih ederlerdi,buyuruyorlar...

21.y.y.yaşayan bir insan olarak Efendimiz (sav)'in bu hadis-i şerifini yeterince anlıyabiliyor muyuz? Şöyle bir muhasebe edelim.
Günümüzde insanoğlu bilimde,teknolojide,ekonomide hasılı yaşam standartlarında çağ atlamış,deyim yerindeyse kılını kımıldatmadan tek bir dokunuşla birçok işini halledebilir duruma gelmiştir.Bugün cep telefonu ile kilometrelerce ötedeki sevdiklerimizle konuşabiliyor,klavyemizdeki tek bir dokunuşla her çeşit bilgiye ulaşabiliyoruz sanal alemde,yani internette..
Otomobillerle en uzak mesafeleri yakın ediyor,uçaklarla bunu dakikalara kadar indirebiliyoruz..Evlerimizdeki nerdeyse ayrılmaz arkadaşımız olan TV'lerle dünyada neler olup bittiğini görebiliyoruz..Kullandığımız çamaşır makinaları,fırınlar,ev eşyaları...kısacası hayatımızda herşey modernleşti..biz dahi modernleştik,çağla beraber...
Buraya kadar herşey insanoğlunun istediği gibi...Peki o zaman şunu da sormak gerekmez mi? Efendimiz (sav)'in;İnsanların en hayırlısı,insanlara faydalı olandır,hadisi ile yine Efendimiz (sav)'in;Müslüman,elinden ve dilinden başkasının zarar görmediği kimsedir,çağrılarına neden kulak vermiyoruz? Kolaylaştırın buyuran Efendimiz (sav),bizlere (haşa!) birbirinize zarar verin mi buyuruyor?..Elbette hayır!...
O zaman kolaylaşan yani kolayı tercih eden ve bunun için yıllarca,asırlarca mücadele veren insan,neden şimdi birbirine kan kusturuyor?
Evet;teknoloji gelişti ama tenbellikte gelişti..
Bilimde ilerledi,mesela atom icat edildi yıllar önce Albert Einstein tarafından..ama şimdi insan bu atomla birbirini öldürmeye başladı..Ha suç Einsten'da mı? Hayır..Çünkü o bilim adamı diyor ki;Ben atomu insan nesline faydası olsun diye icat ettim ama insan atomla birbirini öldürüyor...
Evlerimizde Tv'ler var,fakat boş ve yararsız programlar sayesinde bugün gençliğimizin zihinleri boşaltıldı,adeta düşünemez oldu,hatta maneviyatını terkederek,anne-baba katili olmaya başladı..
İnternet kullanımı yaygınlaştı ama menfi yerlere girilerek,ahlak ayaklar altına alındı..
Bu örnekleri çoğaltmak mümkün aslında..Buraya kadar söylemek istediğim;teknolojiden uzak duralım,bilimden el etek çekelim demiyorum..Bilakis yaşadığımız çağ itibariyle bütün bunlar gerekli ama maneviyat ihmal edilmeden...
Teknolojiyi kullanalım ama aile,komşu,akraba münasebetlerini ihmal etmeden...
Bilimde ilerleyelim ama dürüstçe..insanlara faydalı olmayı esas alarak...
Tv'lerde yararımıza olan programları tercih edelim,zihinlerimizi boş ve yararsız bilgilerle donatmayalım..
Efendimiz (sav)'in yaptığı gibi her daim kolay olanı tercih edelim,kolaylaştıralım ama insanların en hayırlısı olma noktasında da yani hayırda da yarışalım...
Hasılı Dostlar!
Şimdi KOLAY GELSİN!...Hayırlarıyla beraber gelsin vesselam...
Muhabbetle...
Hüseyin Sürgen